Say Üniversitesine Bir Ziyaret
Say şehrinden bir motorcunun arkasında üniversiteye geldim. İdare binasını biliyordum. Tekrar oraya girmedim. Hemen karşısında derslikler vardı, oraya yöneldim. Ancak tatil olduğu için, ne hocalar, ne talebeler vardı meydanda. Danıştığım birinin verdiği bilgiyle hocaların evlerinin bulunduğu mıntıkaya yöneldim. Bir cesaret bir iki evin kapısını çaldım. Bir evde birileri vardı, onlarla bir çift kelam ettim. Çocuğun adı Zeki. Babası Fil Dişi Sahillerinden, Temel İslam Bilimleri hocası. Muhammed Duka.
Neyse oradan öğrencilerin meskenlerinin bulunduğu tarafa gittim. Harun Ömer isminde bir arkadaş yardımcı oldu. Arap dili bölümü 3. Sınıf öğrencisi. İleride ticaret düşünüyor. Nijerya’lı Hausa kabilesinden. İngilizcesi var. Niye buraya geldiğini soruyorum. “Gurbette daha iyi ilim öğrenilir” diyor.
Kütüphaneye gidiyoruz. Beni bir iki kişi ile tanıştırıyor. Kütüphane Emîni orada bahtıma. Elini tutuyorum, tanışmaya kaynaşmaya başlıyoruz. Kitapların bulunduğu öğrencilerin girişlerinin yasak olduğu bölüme geçiriyor beni. Personelle selamlaşıyoruz. Eminin yardımcısı Adem beyle tanıştırıyor beni. Adem Bey beni devralıyor ve kitap rafları arasında dolaşmaya başlıyoruz. Ağırlıklı olarak Arapça kitaplar var. Biraz da Fransızca ve İngilizce kitaplar. Bir bölüm ayrılmış. Filanca kitaplığı yazıyor levhada. “Kitapları çok seven varlıklı birinden cüzi bir ücret karşılığında aldık” diyor. Ama bu ucuzluk için bir şartı varmış. Kendi adına bir kitaplık oluşturulacak, kitaplar orada, diğerlerinden ayrı bir yerde tutulacak. “Bizim şu Müslümanların zenginleri ne garip, hem hayır yapıyorlar, hem de isimlerini duyurmak istiyorlar” diye espri yapıyor, gülüyor, gülüyoruz.
“Bir kitap geldiğinde önce mutfaktan başlıyoruz”, diye devam ediyor anlatmaya. “Her kitap içn 3 fiş hazırlanıyor. Biri kitabın ismi için, diğeri yazarın ismi için, diğeri ilgili olduğu konu ile alakalı olarak”
“Eski usul devam ediyoruz” diyor. Muhtemelen geldiğim ülkede çok daha gelişmiş kütüphaneler olduğunu düşünerek. “Bilgisayara geçmeye yeni yeni başladık” diyor. Sebep basit: maddi imkansızlık.
Kamara, kütüphane kayıtlarını bilgisayara geçme işiyle ilgileniyor. Türkiye’yi futbol yoluyla tanımış. Bir de bazı hocaları varmış Türkiye’ye giden. El-Cezire anlatıyormuş Türkiye’yi, belgeseller felan varmış. “El-Cezire İstanbul’da bir merkez açtı” diyorum.
Adem beyle Telefonlarımızı alıyoruz karşılıklı. Niçin bu kadar önem verildiğimi anlamaya çalışıyorum. Türk olduğumdan mı, beyaz olduğumdan mı? Türkler buraya pek nadir geliyorlar, ondan mı; bilemiyorum.
Rabbim şu dünya malını dilediğine, ilmi dileyene verirsin. Ben ilmi arzuluyorum. Bana ilim kapılarını aç. İslam ilimlerinin cümlesini, insan ve tabiat bilimlerini bana öğret. İşimi kolay kıl. Gönlümü ferahlat. Beni ilimden hizmetten ve Rızanı celbedecek işlerden uzaklaştırma. Hep yanımdasın, beni de şuurunda kıl. Âmin.
Bu da uzuuun bir zaman önce yazdıklarımdan..